Eylül Esintisi - AKASYA AĞACIM VE FİLİZ AKIN

AKASYA AĞACIM VE FİLİZ AKIN

Beyoğlu'nu, Dolapdere'ye bağlayan Ömer Hayyam caddesinin kenarları büyük Akasya ağaçları ile çevriliydi. Yokuş aşağı inen ve irili ufaklı gayri muntazam taşlarla döşeli caddenin bir yanında Samancı meydanı, diğer yanın son kısmına doğru bizim sokağımız yer alırdı. Caddenin hemen bitimindeki Akasya ağacı benim ağacımdı. Çünkü o ağaca Yenişehir'deki Ali Belenli yazlık sinemasının film tabelası asılırdı. Ben her sabah uyanır uyanmaz doğruca soluğu o ağacın dibinde alırdım. Bakalım Filiz Akın'ın filmi gelmiş mi diye... Eğer Filiz Akın'ın film afişi varsa önce bir müddet hayranlıkla seyreder sonra da bu filmi izlemenin yollarını arardım. Eğer kalabalık bir ailenin küçük çocuğuysanız sinemaya gitme sırası öyle kolayına size gelmezdi. Ben de çoğu kez hiç bir filmi kaçırmayan rahmetli Gülizar halamın peşine takılırdım. Bazen yazlık sinemanın tahta iskemlesinden bazen de Leyla hanım teyze dediğimiz Rum asıllı komşumuzun penceresinden Filiz Akın'ı izlemeye doyamazdım. Gülizar halamın kızı Reyhan ilk arkadaşımdı ve biz iki kafadar Leyla hanım teyzenin, perdeyi cepheden gören penceresine sinema locası der gülüşürdük. İşte Filiz Akın ile Akasya ağacımın güçlü bağı çocuk yüreğimde böyle kurulmuştu. Filiz Akın, akasya çiçeğinin balı kadar tatlı, mis kokusu kadar güzeldi. O benim çocukluk idolümdü...

Aradan uzun yıllar geçti. Bir akşam üzeri sokağıma girince gözlerime inanamadım. Evimin bulunduğu cadde boyunca bir dizi Akasya ağacı sıralıydı, tıpkı çocukluğumda olduğu gibi... Sevinçten havalara uçtum. Kısa zamanda Akasya ağacım pencereme kadar uzandı ve dallarında kuşlar cıvıldaşmaya başladı. Sabah akşam kuşların korosunu dinlemek, yeşille terapi yapmak bana inanılmaz iyi geliyordu. Derken bir gün Filiz Akın'ın çok hasta olduğu haberini duydum ve içim fena halde buruldu. Güzelliğine ve zerafetine hayran olduğum yıldız kanserdi ve okyanus ötesinde tedavi görüyordu. Her gün Akasya ağacım ve kuşlarla birlikte ayin düzenleyip ona dualar eşliğinde şifa dileklerimizi gönderiyorduk. Artık kalbim onunla senkronize atıyordu... Bir gazetede Filiz Akın ile ilgili başlatılan yazı dizisinden sağlık durumunu günü gününe takip ediyordum. Hiç unutamam yazı dizisini kesip dosyalamak üzere makasa uzandığımda içimden bir kızgınlık yükseldiğini hissettim. Sanki küçük bir çocuk bana hesap soruyordu; şimdi kesersin böyle dimi... seni değer bilmez seni, ne yaptın onca resmi? Sahi yıllar önce bir dosya içinde biriktirdiğim resimlere ne olmuştu! O güzelim Filiz Akın koleksiyonum şimdi neredeydi! Cidden ne olduğunu hatırlamıyorum. Çok üzgünüm...

Bu güçlü kadının mücadele azmi ve inancı, sevenlerinin duaları ile birleşince çok şükür iyileşti ama bu sefer Akasya ağacım sararıp solmaya başladı. Hemen yoğun bakıma aldıysam da bir daha eski haline dönemedi. Ağaç sevmeyen komşuların belediyeye şikayeti sonucu hunharca budanması ağacımı küstürdü. Muhtemelen dikilirken zeminindeki boşluğa da dikkat edilmediğinden sıkı tutunamadı ve hoyrat sürücülerin sürekli dallarını kırması kökünü oynattı. Bir kaç kez toprak takviyesi yapılmasına rağmen gözlerimin önünde kurumaya başladı. Geçen yaz gövdesinden ikiye ayrıldı ve güzelim Akasyamdan geriye cılız yarım bir kütük kaldı. İşin garip yanı ağacıma hep ne olduysa ben evde yokken oldu! Necla ablam üzülme Nazan, bak yanlarından filiz vermiş belki kurtarır kendini deyince içime bir umut doldu ama iş bilmez belediye görevlileri o ufacık umudu bile çok gördüler bana. Bir iki ay önce camdan baktığımda gördüğüm manzara karşısında kanım dondu. Betona gelesice zihniyet bu kez Akasya ağacımdan geriye kalan yarım gövdeyi dipten kesip üzerine beton dökmüştü. Şuursuzca dudaklarımdan; Akasya ağacım gitti, ya Filiz Akın! O nasıl acaba! sözleri döküldü. Bir anda bilinçaltı korkumun farkına vardım. İçimdeki çocuk Filiz Akın ve Akasya ağacını özdeşleştirmişti. Ne zaman Filiz Akın hastalansa, Akasya Ağacım da hastalanıyordu ya da ağacımın başına bir hal gelse Filiz Akın ile ilgili üzücü bir haber geliyordu ve içimdeki çocuk başlıyordu ağlamaya...

Ne kadar çok sevsem de yetişkin bir insan olarak Filiz Akın'ın hayat planına müdahale etme yetkim ve gücüm olmadığının bilincindeyim. Vakti geldiğinde bir yıldız gibi kayıp sonsuzluğa akacağını da biliyorum. Ama kolaysa gel de bunu içimdeki çocuğa anlat! Filiz Akın'a bir şey olacak diye ödü kopuyor... Teselli etmeye çalışıyorum; bu giden temsili ağaçtı, bizim asıl ağacımıza bir şey olmamıştır, o yerli yerinde duruyordur ( inşallah!!!) Ağlama, bir gün senle gidip film tabelasının asıldığı akasya ağacımızı ziyaret ederiz, kendi gözlerinle görürsün, ağlama.. bak beni de ağlatacaksın, ne olursun çocuk ağlama...

Tanrım, içimdeki çocuğun hatrına onu sevenlerine bağışla...

 

 

ÖNCEKİ YAZI ZAMAN KOVA İKEN... (4) SONRAKİ YAZI AŞKIN BİR ENERJİ BALIK BURCU
Rubai
Rubai
30.05.2024 22:16:42
Marteniçkalı Nevruz Kutlaması
Marteniçkalı Nevruz Kutlaması
27.03.2024 11:02:13
Evrende Yalnız mıyız?
Evrende Yalnız mıyız?
21.02.2024 09:52:42
Yorum Yazın