Eylül Esintisi - Harika Bir Talihsizlik (II)

Harika Bir Talihsizlik (II)

Venüs-Satürn etkileşimi ile dünyaya gelmek nasıl bir histir?

Bir yanınız salıncakta uçarcasına sallanırken (Venüs), yer çekimine karşı koyamayan diğer yanınızın (Satürn) sizi baş aşağı sarkıtması gibi bir histir… Çoğunlukla kişinin hayatına hâkim olan bu ağır çeken yanıdır…  

Açıkçası bu öyle ferah feza bir birliktelik değildir. Kazara terazinin kefesine konan bir kuş tüyünün bir kg ağırlıkla sınanması gibi bir haldir. Bir yan uçuşurken diğer yan yerinden bir milim kımıldamadığından denge kurulması, ritim ve ahenk sağlanması oldukça zordur.

Satürn zamanın tanrısı olduğundan ve zamanın yıpratıcı özelliğine karşı koymak faniler için mümkün olmadığından Satürn’ün bulunduğu yerde hiçbir şey ışıklı, parıltılı ve eğlenceli değildir. Ancak sahici ve öğreticidir…

Venüs-Satürn açılarına sahip biri ile tanıştığınızda ilk hissedeceğiniz şey yüzünüze çarpan serin hava dalgasıdır. Bir mermer heykel gibi donuk, soğuk ve hissiz duruşu sizi yanıltmasın.

Göründüğü kadar hissiz değildir sadece onun hisleri toprağın derinliklerine gömülü olduğundan yüzeyi biraz buzlu ve pusludur. Bu nedenle biraz ovalanmaya ve parlatılmaya ihtiyacı vardır.

Bir arkeolog sabrı ve titizliği ile üstünü örten toprağı kazdığınızda daha ilk katmanda karşınıza büyük bir yetersizlik, yoksunluk ve memnuniyetsizlik çıkar. Bu duygular yaşamı tatsızlaştıran Satürn’ün saldığı tipik korkulardır.

Çoğunlukla yetersizlik ve yoksunluk duygularıyla baş edebilmek için kişi kendini hissizleştirme yoluna gider. Kendini hissizleştirdiğinde çektiği acı ve duyduğu mutsuzluk azalır.

Ancak kendini hissizleştirmenin bedeli ağırdır zira hissizleşme ile birlikte kişinin mutluluk, istek ve hevesi de azalır. Satürn dokunduğu şeyleri kronikleştirme özelliği taşıdığından kişi hayattan tad ve zevk almakta zorlanır.

Bu durum kronik yorgunluk ve kronik mutsuzluğa evrildiğinde kişi hayatı bir görev gibi yaşamaya başlar ve robotlaşır. Mecburiyetler kapanına kısılıp kalır.

Venüs-Satürn kişisi kendine az değer biçtiğinden yaşam becerilerinin de pek farkında olmaz. Kendi değerini yerine oturtmakta zorlandığı gibi diğerlerinin değerini de doğru bir biçimde tespit etmekte zorlanır.

Genellikle kendi değerini sosyal statülere göre belirleme eğilimi onu hayatın ciddi sınavları ile karşı karşıya getirir. Karen Horney’in deyişiyle;

“Kendi değerini sevginin piyasa değeriyle ölçer. Hoşlanıldığı, ihtiyaç duyulduğu, istendiği ya da sevildiği nispette değerlidir.”

En derinde sevilmeyi hak etmediğine inanır. Öz değer duyguları zedelenmiş olduğundan ürkek ve güvensizdir. Bir yerlerinde bir defosu olduğuna inanır ve bunu başkaları görecek diye ödü kopar.

Çoğunun mazisinde dünyaya red alarak gelme öyküsü bulunur. Ya erkek çocuk olarak beklenirken kız çocuk olarak dünyaya gelmiştir (nadiren tersi durum da olabilir) veya ebeveynleri hazır olmadığı bir anda doğduğundan istenmeyen bir çocuktur.

Bu nedenle beğenilmemek, istenmemek ve onaylanmamak en büyük kabusudur. Red alarak dünyaya gelen birinin red etme refleksi güçlüdür. Dolayısıyla samimi ve sıcak ilişkiler kurmakta zorlandığından insanlarla arasına kalın duvarlar örer.

Onu yeterince tanımayanlar duygusuz veya taş kalpli olduğuna hükmedebilir. Oysa kişi sadece etrafına karşı değil kendine de uzaktır ve kendine olan uzaklığının farkına varması zaman aldığından uzun yıllar kendisine yabancı kalır.

Yakınlaşma beceresinin yitimi kaçınılmaz olarak yabancılaşmayı getirdiğinden bu kişinin romantik bir aşk yaşanması pek olası değildir ancak karşılıklı güven, saygı ve sorumluluğa dayalı bir ilişki modeli mümkündür.

Çoğunlukla kuralları önceden belirlenmiş iş ilişkisi tarzında birliktelikler veya kâğıt üzerinde kalan şeklen evlilikler ağırlıktadır. Ne var ki artan sevgi ihtiyacına paralel azalan sevme yetisi kişiyi duygusal felce uğrar.

Karen Horney’in psikolojik tespitine göre;

“Sevgi ve cinsellik bağlamındaki bir başka genel eğilim de sevgiyi – ve bazen cinselliği de – gerçek yaşamdan çıkarma, ancak buna hayal dünyasında önemli bir yer verme yönündedir. O zaman sevgi öylesine yüce, öylesine göksel bir duygu olur ki, bununla karşılaştırılınca gerçekçi bir doyum sığ ve gerçekten aşağılık gözükür”

Kısacası gerçekte yaşayamadığı aşk hallerini fantezilerine aktarır. Ancak doğum haritasında su elementi veya Neptün zayıf bir konumdaysa hayal kurma yetisi de kısırdır. Kişi kuruyup kalır ve kuruyan ağaç gibi çatırdar…

Satürn-Venüs birlikteliğinde her zaman bir uyumsuzluk, ahenksizlik ve denk düşmeme hali göze çarpar. Kişinin tümüyle beğeneceği ve olduğu gibi kabullenebileceği bir eş seçmesi oldukça zordur.

Kendi değersizliğine inan kişi çoğunlukla gizli benliğini yansıttığı için gidip en hoşlanmadığı kişiyi eş olarak seçer. Bazen de yetersiz bir eş seçmek kendi yetersizliğinin üstünü örtmek ve kendini daha iyi hissetmenin bir yoludur.

Dışarıdan bakan bir göz için Venüs-Satürn birlikteliği bazen karikatür tiplemesi gibidir. Bir uzun bir kısaya, bir güzel bir çirkine, bir zayıf bir şişmana, bir kaba bir kibara, bir cömert bir pintiye, bir alim bir cahile denk düşebilir…

Venüs-Satürn kişilerinde korkular sessizce belirgin bir rol oynar. Bazılarında bu korku o kadar yoğundur ki kişiyi depresyona sokar. Depresyon yaşama gücünün körelmesidir. Bazen korku o kadar şiddetlidir ki kişiyi duygusal felce uğratır.

Kişi korkudan donmuş bir biçimde, katılaşır, heykelsi bir duruş alır. Şayet kişi muhafazakâr bir çevreden geliyorsa adeta paslanmaz çelikten kaskatı bir püriten kesilir. Huysuzlaşır, somurtur. Hayatın güzelliklerini ve zevklerini reddeder zaten melankolinin hâkim olduğu kültürde eğlence ve kahkaha makbul görülmez.

Arzu (Venüs) ve korku (Satürn) bunlar Venüs-Satürn kontakları bulunan kişi üzerindeki tüm yaşamı kontrol eden iki güçlü duygudur. Genellikle kişi arzuladığı şeyden korktuğundan arzularını bastırır. Oysa arzuları bastırmak yarı ölmektir.

Venüs-Satürn kişisi “buz ve ateş” ikilemine sahip olduğundan öyle gürül gürül yanmaz ama işte “biraz kül biraz duman…” misali için için tüter...

Aşk deneyimi çoğumuz için tuzaklarla, hayal kırıklarıyla ve travmalarla doludur. Ancak tüm dirençleri kıran tek şey de aşktır… 

Aşk doğası gereği özgürdür, denetlenemez. Venüs-Satürn kişisi ise denetlemeden duramaz. Tabii ki ilişkiyi mahveder…

Bu çıkmaz sokaktan kurtulabilmesinin yolu kendini sevmeye ve sevilmeye açmasıdır. Bunun ön koşulu da kişinin önce kendini sevmeyi öğrenmesidir.

Rollo May’ın deyişiyle;

“Sevmeyi öğrenmeye başlamak için en yapıcı yol nasıl sevemediğimizi görmektir”

Devam edecek…

Kaynakça;

1) Jean Boltero-Samuel Naoh Kramer- Mezopotamya Mitolojisi

2) Rollo May- Kendini Arayan İnsan

3) Rollo May-Aşk ve İrade

4) James Hollis – Satürn’ün Gölgesinde

5) Erich Fromm- Sevme Sanatı

ÖNCEKİ YAZI Yılın İlk Ay ve Güneş Tutulması SONRAKİ YAZI
Harika Bir Talihsizlik (XII)
Harika Bir Talihsizlik (XII)
12.06.2024 10:52:57
Harika Bir Talihsizlik (XI)
Harika Bir Talihsizlik (XI)
06.06.2024 13:47:20
Harika Bir Talihsizlik (X)
Harika Bir Talihsizlik (X)
29.05.2024 11:37:23
Yorum Yazın